16 Şubat 2017 Perşembe

İşsizler, Atanamayanlar, Atılanlar "Hayır" Diyecek!

Türkiye'nin Emek hali, OHAL'de referandumu nasıl etkiler?


Türkiye yaklaşık 60 gün sonra rejim değişikliğini içeren, aslında 18 maddeden ibaret olmayan tüm anayasa maddelerini etkileyen, tarihi bir referanduma gidiyor.  Zam alamayan, sendikasızlaştırılan, işten atılan çalışanların, iş bulamayan işsizlerin, gençlerin, işgücü dışına itilen kadınların, tarımda çalışan ücretsiz aile işçilerinin, gayrı insani koşullarda bulunan mevsimlik işçilerin, üniversite mezunu olmasına rağmen atanamayanların referanduma dair fikri hayırdan yana görünüyor. Örneğin kamuda çalışırken hukuksuz bir şekilde işten atılan ("ihraç edilen") 101.900 kişi aileleri ve arkadaşları ile birlikte "HAYIR" diyecek.
15 Şubat 2017 itibariyle 211 gündür Türkiye genelinde bir OHAL uygulaması devam etmektedir. "OHAL'de referandum olmaz, meşruiyetini kaybeder" eleştirisi karşılık bulmazsa 16 Nisan'da, yani iki ay sonra referandum olacak." Ohalin olağan sonuçları" birçok yönüyle hayatımızı kısıtlarken genel ekonomik durumda da hayra alamet olmayan gelişmelere gidişat hızlanmış durumdadır. Tartışmalar "Anayasa" değişikliğine odaklanmış, emek kesimi reel bir kayıp dönemi yaşamakta ve genel kamuoyu bu konuya gereken özeni göstermemektedir. Daha çok kurdaki dalgalanmalar üzerinde yapılan tartışmanın emek kesimini nasıl etkilediği, dikkat çekilmesi gereken noktadır. OHAL KHK'leri kapsamında Ohal'le ve "Darbecilerle mücadele ile ilgisi olmayan"  ama emeğe dair ciddi ve kalıcı sorunlara yol çan birçok uygulama çıkarılmıştır. 

TÜİK'in açıkladığı Kasım verilerine göre işsizlik oranı 2009 yılından sonraki en yüksek orana, % 12,1'e çıktı. Geçen yılın aynı dönemine göre 590 bin kişi artan işsiz sayısı ise net bir şekilde artan işgücüne yetecek kadar istihdam alanının oluşturulamadığının göstergesidir. % 12,1'lik işsizlik oranı ve 3.715.000 kişilik işsiz sayısı Türkiye'de emek için zor günlerin içinden geçildiğini göstermektedir. Bunun anlamı özetle: "İşsizler daha uzun süreli iş arayacak ve iş bulmak için daha nitelikli olmaya çalışırken daha düşük ücretleri kabul edecek." Gençlerde işsizlik oranı önceki döneme göre % 3,5 artarak % 22,6 olmuştur. Kadınlarda ise işsizlik oranı 3 puan artarak % 16'ya yükselmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı ise 1,9 puan artarak 14,3 oranına yükselmiştir. 
İş aramaktan bıkıp ve çalışmaya hazır olmasına rağmen işgücünden ayrılan nüfus 2.286.000 kişiye ulaşmıştır. Ne işte ne de eğitimde olmayan gençlerin  sayısı 85.000 kişi artarak  2.842.000 kişiye ulaşmıştır ki bunların 379 bini yüksek öğrenim mezunudur. 
Bu vahim tablonun sonucu olarak İşgücüne Katılma Oranı % 52,1 istihdam oranı ise % 45,8'dir. 80 milyonluk bir ülkede toplam istihdam sadece 27 milyon 67 bin kişidir. Yani 1 kişi çalışıp 3 kişiye bakmaktadır çünkü 28 milyon 77 bin kişi işgücü dışındadır.  

Çalışanlar açısından da işini kaybetme riskinin yükseldiği bir dönemin içerisindeyiz. Ohal döneminde gerek kamu sektöründe temel hukuki teamüllere aykırı bir şekilde patır patır çıkarılan KHK'ler kapsamında 101.900 kişi işsiz bırakılmıştır. % 95'i üniversite mezunu olan bu kişiler nitelikli, deneyimli ve donanımlı olmalarına rağmen işsiz bırakılmıştır. Özel sektörde ise 1980'den beri çıkarılamayan ama Ekim ayında Ohal sessizliğinden yararlanılarak çıkarılan "kiralık işçilik" uygulaması, Türkiye'yi emek kesimi için güvencesiz, kayıtdışı ve haksız uygulamaların olduğu bir yere dönüştürmüştür. Her 100 çalışandan 33,3'ünün sigortasız çalıştığı Türkiye'de çalışanların % 11'i ücretsiz aile işçiliği yapmaktadır. Kendi hesabına çalışanlar % 17 iken ücretli veya yevmiyelilerin oranı % 68'dir. 


Mevsim etkilerinden arındırılmış verilerde işgücü piyasasının kriz hali daha net görülmektedir. İşgücü artmasına rağmen yeterince istihdam artışı sağlanamamaktadır. İstihdam sayısında artışın dışında önceki döneme göre azalışların görülmesi krizin boyutunu göstermektedir. İstihdam dışında işsiz sayısı da açık bir kriz yaşandığını ve üst üste 8 aydır bu artışın devam ettiğini göstermektedir. 
  
Kaynak:TUİK Kasım Dönemi HİA

 "Tarımsal Çözülmenin" devam ettiği Türkiye'de her yüz çalışanın 18,7'si hala tarım sektöründe iken yine diğer 19,6'sı sanayi sektöründe çalışmaktadır.  İnşaatın istihdam içindeki payı % 7,4 iken hizmetlerin payı % 54,3'tür. Ücretsiz çalışanlar biryana bırakıldığında Ohal döneminde sabit ücretle çalışan herkes TL'deki değersizleşme nedeniyle yoksullaşmıştır. Gerek asgari ücrette yıllık enflasyon oranının altındaki artış gerekse kamu çalışanlarına yapılan enflasyon tutarındaki zam, alınamadan erimiştir. 

Emekçiler ve işsizler için refah, ekonomik istikrar ve huzur ortamı yok gibi görünüyor. Hak arama yollarının işlevsizleştiği, idarenin emeğe dair birçok kararına karşı yargı yoluna gidilemediği, kıdem tazminatlarının ödenmediği, işsizlik fonunun işsizler hariç herkesime dağıtıldığı bir dönemde emekçilerin ve işsizlerin tercihi şerden değil hayırdan yana olacaktır. 




14 Şubat 2017 Salı

Memur 2017'de de Zam Alamayacak!

Memurlar uzunca bir zamandır zam alamıyorlar. Zam alamama nedenleri teatral bir uygulamaya dönüşmüş TİS uygulamasıdır. Grevsiz TİS, tıstır. Gelinen aşamada "yetkili ama etkisiz sendika" ve “konfederasyokların” onayıyla memurlar zam alamaz duruma getirildiler. “Enflasyon oranı veya altında” cari zam alan kamu emekçileri ve diğer sabit gelirli yurttaşlar günden güne reel kayıplar yaşamaktadır. 

2015 TÜİK yıllık enflasyon verilerine göre 2016 ve 2017 yılı memur zammı negatiftir. Döviz kurunun ek reel azalış etkisi dışında sadece enflasyon, verilen zammın reel olarak verilmediğini göstermektedir. 2016 yılı için zam SIFIRIN ALTINDA Yüzde -0,16 iken 2017’de bu oran  daha da düşerek – 3,47 olarak gerçekleşmiştir.

Tablo 1:Memur Maaş Zammı Neden Negatiftir


 
2016 yılında 6+5 şeklindeki zam, yıllık ortalamada cari zam olarak  % 8,65 değerinde gerçekleşmiştir. 2017 yılında ise  3+4 şeklindeki zam, yıllık ortalamada cari zam olarak  % 5,06 değerinde gerçekleşmiştir. 2015 ve 2016 yıllarında enflasyon oranı sırasıyla 8,81 ve 8,53 şeklinde gerçekleştiğinden bu iki yıl negatif zam alınmıştır. 2017 yılı sonu için iki haneli enflasyon değerleri öngörülürken 2017 TİS görüşmelerinde yandaş sendika yine çarpıtmalarıyla sözde TİS imzalayacaktır.  MEMURSEN ve Bağlı Sendikalar yukarıdaki tabloda açıkça 8,65 olan oranın % 11 olduğunu kamuoyuna deklere edebilmişlerdir. Yine % 5,06 olan oran için % 7 iddiasında bulunabilmişlerdir. Halbuki 2017 yılı için öngörülen zammın 3+4 yerine 4+3 olması bile kamu emekçilerinin daha lehinde olan bir durum olacaktı.

Tablo 2: 2017 için Zamlarda 3+4 Küçüktür 4+3’tenin İspatı

Söz konusu kamu emekçileri olunca bütçe kısıtlarını hatırlayan siyasal iktidar 2017 yılı referandumuna giderken memura zam vermemiş ve enflasyona ezdirmiştir. 2017 yılında enflasyonun yanısıra vergi dilimi ve BES kesintileri memur maaşlarını iyice eritecektir. Döviz kuru etkisiyle düşen satınalma gücü de işin baharatı...





[1]  Her memur kendi maaşı üzerinden hesaplayabilir.  Zam oranı değişmez. Anlaşılabilirlik için 2015 ortalama maaşı 100 birim varsayılmıştır. 3.000 TL üzerinden de yapılsa yine zam oranları eksi 0,16 ve  eksi 3,47 çıkacaktır.
[2] Açıklayıcı not: Negatif sayılarda büyük sayı küçüktür Saygın Sarılar.:) 

13 Şubat 2017 Pazartesi

REFERANDUMDA 2. MADDENİN 132 MİLYON TL MALİYETİ VAR.

Bir Maddesinin Net Maliyeti yaklaşık 100.000 asgari ücret eden Olan Referandum...

Geri kalmış ve geliştiğini sanan ülkelerin çoğunda yasa değişikliklerinin, genelde içerikleri konuşulmadan bir grup tarafından değişikliği yapılır. Aslında yapılan değişik-lik, önceden esaslı tartışması yapılmamış, başka bir "değişikliğin değişikliği" olabilmektedir. Türkiye gibi ülkelerde ise bunun kadar olmasa da yapılmayan şey, değişikliğin net maliyetinin ne olacağına dair herhangi bir tartışmanın yapılmamasıdır. Bu kadar uygun tartışma zemini varken tartışılmaması da ancak tembellikle açıklanabilir. 

Meclis ve Cumhurbaşkanı süreçlerinden sonra 11 Şubat 2017’de Resmi Gazete’de yayınlanan 6771 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yayımlandı. İyi de oldu. Değişikliklerin neleri kapsadığını merak eden büyük bir kitle vardı. Şimdi tüm kamuoyu bu metni didikleyerek inceliyor. Ona göre de kararını sandığa yansıtacak.

YSK referandum tarihi olarak 16 Nisan 2017 tarihini duyurdu. Şimdi ilk iş seçmen kayıtlarının kontrolü ve sandık güvenliği için gereken önlemlere girişmek. Memleket, “hayır ve şer” olarak gördüğü seçeneklerin altına “tercih mührünü” basacak. 17 Nisan şafağında dertleri bu kadar girift olan memleket, sonuç ne olursa olsun “sihirli değnek yemiş gibi düzelmeyecek.” İşsizlik, enflasyon, döviz-faiz sorunları, yoksullaşma, yaygın toplumsal ve siyasal şiddet…  gibi uzayıp giden sorunlar çözüm bekliyor olacak. Ancak tarihi bir refere-randum sürecine girilmişken en az yapılan şey, ilgili kanun maddeleri ve bu maddelerin maliyetleri üzerinde kimseden ses çıkmaması. Örneğin bu yasa ve nihayetinde anayasa değişikliği ile değişecek "tabelaların bile maliyeti" asgari ücretin 1404 TL olduğu memlekette dudak uçuklatıcı olacaktır. 

Bir yazıda tüm maddelerin maliyeti ortaya konulamaz. Ayrıca “değişiklik” iyi bir şeyse maliyetine katlanırız da denilebilir. Bu kısacık yazıda 6771’in 2. Maddesi için minimum maliyet hesabı çıkarılmaya çalışılmıştır. Maddeye göre “2709 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.” Buradan yapılan düzenleme ile milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarıldığı ifade edilmektedir. 6771’in diğer bazı maddeleriyle görevleri azalan Meclis’in vekil sayısının artışının gerekçeleri ayrıca ifade edilebilir. Bütün bunlar bir yana bırakıldığında, 2017 yılı verileriyle her bir ek vekilin yıllık gideri 528.000 TL’dir.  Bu değer toplamda 50 vekil ve bir seçim dönemi için 132.000.000 Türk Lirası eder. Yani referandumda hayır çıkmazsa sadece bu maddenin maliyeti 132 milyon gibi görünüyor. Bunun toplam bütçe içindeki ağırlığı 2017 yılı bütçesini esas alırsak yüzde 1 bile değildir. 
  

Millet Vekili Maaşı
1. Danışmanı
2. Danışmanı
Sekreteri
Diğer Maliyetler
Toplam Maliyetler
Aylık Maaş Maliyeti (2017)
17.000
6.000
6.000
5.000
10.000
44.000
Yıllık Maliyet (2017)
204.000
72.000
72.000
60.000
120.000
528.000
Bir Seçim Dönemi Maliyeti (2017)
1.020.000
360.000
360.000
300.000
600.000
2.640.000
Anayasa ile Gelen Ek 50 Vekilin Toplam Maliyeti
51.000.000
18.000.000
18.000.000
15.000.000
30.000.000
132.000.000

Karar kıymetli yurttaşlarındır, maliyet de öyle, o da yurttaşlarındır. Bu maddenin an itibariyle yurttaş başına düşen maliyeti bir kapiçinodan daha düşüktür. Ama kimisi çok sevdiği birine kapiçino da ısmarlamayı tercih edebilir. Kimisi de zaten içmiyoruz diye bilir... Maliyeti hesaplanamayan maddelerin maliyetini maliye çıkarsın... yada işinden atılan maliyeci akademisyenler bu nazarla bir nazariye hazırlasın...


9 Şubat 2017 Perşembe

Bu İvmeyle Fon Deep Olur mu: İşsizlik fonu kazandığından çok harcıyor.

“İŞSİZLİK SİGORTASI FONU HAKKINDA ZATEN BİLİNENLER-2”

 “Türkiye’de işsizlik sigortası fonu oluşumu tartışmaları 80’li yıllara kadar gider ancak 1999 yılında somut adım atılabilmiş ve “4447 sayılı işsizlik sigortası kanunu” Ecevit Hükümeti tarafından yasalaşmıştır. 1999 yılında çıkan kanun gereği birikmeye başlayan fon, yararlanma koşullarını yerine getiren işsizlere “Mart 2002” döneminden bu yana işsizlik ödeneği ödenmektedir. 2002-2008 yılları arasında ilgili kanunda esaslı bir değişiklik  olmazken,  “Türkiye’yi teğet geçen ekonomik kriz” işsizlik sigortası fonunu ve ilgili kanunun neredeyse merkezini değiştirmiştir. 2008 yılından başlayarak çıkan her torba kanun çalışmasında “işsizlik sigortası fonunun kullanım alanları genişletilmiştir.” 4447 sayılı kanunda esaslı 8 değişiklik yapılmış, işsizlik sigortası fonu sadece işsizlik ödeneğine değil birçok farklı başlıkta kullanılmaya başlanmıştır.  Hem 2001 krizinden çıkışta hem de 2008 sonrası krizle mücadelede işsizlik sigortası fonu en önemli argümanlardan biri olmuştur. Varlık Fonu ve ekonomik kriz tartışmaları içinde geçtiğimiz bu kritik süreçte fonun önemi ve etkili yönetimi daha da artmıştır.”

Güncel bir tartışma olan Varlık Fonu’nun üzerinde işsizlik sigortası fonunun kullanımlarının sürekli genişletildiğini önceki yazıda ifade etmiştik ( http://xebatistihdam.blogspot.com.tr/2017/02/issizlik-sigortasi-fonu-hakkinda-zaten.html )

Ancak bugün çıkan dumanı üstünde  687 Sayılı OHAL KHK’sinde kışlık lastikler ve kayyumlar dışında İşsizlik sigortası üzerinde iki esaslı değişiklik daha yapıldı. Fonun kullanım alanı daha da genişletilmeye çalışılıyor. Hatta daha ileri gidilerek işçilerin primleri ile derlenen bu fonun varlık fonu kapsamına alınması bile tartışmaya açılabilir. Yıllardır dillendirilen “kıdem tazminatı fonunun” bir gözü sürekli işsizlik sigortası fonunun üzerindedir. İfade edilen değişiklikler şöyle özetlenebilir: 1) işveren primi fazlasıyla birlikte iade ediliyor 2) Kamu harcamaları finansmanı için fon kullanılıyor. 3) Fondan verilen borç geri alınamıyor. 

     Birincisi; "işveren primi nasıl iade ediliyor". İşveren primi İşbaşı Eğitim Programı Kapsamında "staj" adı verilen süreçte iade ediliyor. Normal koşullarda işveren bir işçiyi istihdam ettiğinde ücret olarak vermesi gereken miktarı işveren vermeyip İŞKUR vermiş oluyor. Süresi 4-6 ay ile başlayıp bir yıla kadar çıkarılan bu süreçte İŞKUR fiilen çalışan "yüzbinlerce" kişinin "ücret benzeri" ödemelerini fondan karşılıyor.
İkincisi "Kamu harcamaları finansmanı için" fon kullanımı meselesi. Normal koşullarda teorik olarak "bütçe dışı fon olarak bilinen" fon uzunca bir süredir birçok kurumun bütçesine katkı sunmaktadır.
Üçüncüsü "çok bağımsız denetim raporlarına göre" Fondan GAP'a ve SGK'ya aktarılan miktarlar fona geri gelmesi gerekirken henüz gelmiş değil. 

Fonun
2014
2015
2016
Geliri
15.308.253.719
18.273.110.158
22.273.479.965
Gelir Artışı
20%
19%
22%
Gideri
4.266.796.819
6.592.110.361
12.145.157.598
Gider Artışı
20%
54%
84%

Ancak bir sorunun işaretleri son birkaç yıldır veriliyor. Fonun kaynakları azalırken, giderleri artıyor. Bu da fonun önceki yıllar kadar artmasını engelliyor. Önceki yıla göre gelir artış oranı ile gider artış oranı arasında gittikçe artan bir fark oluşmaktadır. 2014 yılında gider ve gelir artışı % 20’er olarak yani aynı oranda artmıştır. 2015 yılında önceki yıla göre % 54 artan fonun giderleri 2016 yılında % 84 olmuştur. Fondan GAP’a aktarılan miktar yasa gereği geri ödenmesi gerekirken ödenmemiştir. Yine yıllardır SGK’dan önemli bir miktarda fon ödemesi fona aktarılmamaktadır.  Ancak fonun gerektiği kadar artmamasının en önemli nedeni ne harcamaların bu kadar yaygınlaşması ne de fon alacaklarının tahsil edilememesi değil. Başka bir neden var. Başka bir yazıya. Özetle: Bu hızla fon dip yakındır. 





7 Şubat 2017 Salı

Varlık İçinde Yokluk Fonu: İşsizler, İşsizlik Ödeneği Alıyor mu?

“İŞSİZLİK SİGORTASI FONU HAKKINDA ZATEN BİLİNENLER-1”

Türkiye’de işsizlik sigortası fonu oluşumu tartışmaları 80’li yıllara kadar gider ancak 1999 yılında somut adım atılabilmiş ve “4447 sayılı işsizlik sigortası kanunu” Ecevit Hükümeti tarafından yasalaşmıştır. 1999 yılında çıkan kanun gereği birikmeye başlayan fon kapsamında, yararlanma koşullarını yerine getiren işsizlere “Mart 2002” döneminden bu yana işsizlik ödeneği ödenmektedir. 2002-2008 yılları arasında ilgili kanunda esaslı bir değişiklik  olmamıştır.
“Türkiye’yi teğet geçen ekonomik kriz” işsizlik sigortası fonunu ve ilgili kanunun neredeyse merkezini değiştirmiştir. 2008 yılından başlayarak çıkan her torba kanun çalışmasında “işsizlik sigortası fonunun kullanım alanları genişletilmiştir.” 4447 sayılı kanunda esaslı 8 değişiklik yapılmış, işsizlik sigortası fonu sadece işsizlik ödeneğine değil birçok farklı başlıkta kullanılmaya başlanmıştır.  Hem 2001 krizinden çıkışta hem de 2008 sonrası krizle mücadelede işsizlik sigortası fonu en önemli argümanlardan biri olmuştur. Varlık Fonu ve ekonomik kriz tartışmaları içinde geçtiğimiz bu kritik süreçte fonun önemi ve etkili yönetimi daha da artmıştır.

İşsizlerin işsiz kaldıkları dönemde fondan yararlanabilmeleri yani “işsizlik ödeneği almaları” için aşağıdaki 4 şart yerine gelmiş olmalıdır;
1-  Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmaları (İstifa edenler yararlanamıyor)
2-  Hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içinde İŞKUR birimlerine veya elektronik ortamda http://www.iskur.gov.tr adresinden başvurmaları, (Başvurmayan alamaz, 30 günden sonra başvurursa geçen süre hakkından düşülür)
3-  İşten ayrılmadan önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olmaları,
4-  Son üç yıl içerisinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olmaları gereklidir. 

İŞKUR İşsizlik Sigortası Aralık 2016 bültenine göre; “İşsizlik Sigortasının uygulamaya başladığı Mart 2002 tarihinden 31.12.2016 tarihine kadar 7.865.560 kişi başvuruda bulunmuş, 5.123.004 kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazanmıştır. Mart 2002 tarihinden 31 Aralık 2016 tarihine kadar toplam 14.313.273.079.-TL ödemede bulunulmuştur.” Buna göre başvuran her 100 işsizin 35’ine yukarıdaki şartlardan birine uymadığı gerekçesiyle işsizlik ödeneği ödenememiştir. Yasa bu konuda çok açık ve kısıtlayıcı olduğu için % 35 gibi görece yüksek bir oranda hak etmeyen işsiz, olumsuz dönüt almıştır. 

Tablo : Mart 2002-2016 İşsizlik Ödeneği Başvuruları
Başvuran Toplam Kişi Sayısı
7.865.560
100%
Ödenme Yapılmayan Toplam Kişi Sayısı
2.742.556
35%
Ödenen Kişi Sayısı
5.123.004
65%
Ödenen Toplam Miktar (TL)
14.313.273.079

Ortalama Kişi Başına Ödeme (TL)
2.794


Kaynak: İŞKUR İşsizlik Sigortası Bülteni

İŞKUR İşsizlik Sigortası Aralık 2016 bültenine göre; 2016 yılında Fondan harcanan miktar 12.145.157.598 TL’dir. Aynı dönemde bu kapsamda işsizlik ödeneğinin toplam harcama içindeki oranı % 30’dur. Fonun % 70’i işsizlik ödeneği dışındaki harcama kalemlerinde harcanmıştır. Kurulduğu aşamadan bu yana bu oranın düzenli bir artış sergilediği ortadadır.

“Kullanılma kapsamı” özellikle torba yasalarla yıllar içinde genişletilen fonun “kullanıldığı başlık sayısını tam olarak belirlemek” ayrı bir araştırma gerektirebilir. Aşağıda ana başlıklar halinde verilmeye çalışılmıştır.

1- İşsizlik Ödeneği ödemeleri
2- Genel Sağlık Sigortası primi ödemeleri
3- Çok tehlikeli mesleklerde çalışanlara ilişkin ödemeler
4- Kısa Çalışma Ödeneği Ödemeleri
5- Ücret Garanti Fonu Ödemeleri
6- Yarım Çalışma Ödeneği
7- Personel Maaş giderleri
8- İMD Hizmet sunum giderleri (Araç Kiralama vb.)
9- Memurların Öğle Yemeklerine Yardım
10-İşgücü Piyasası Analizi giderleri
11- Toplum Yararına Program
12- İş başı Eğitim Programı giderleri
13- Girişimcilik Programı giderleri
14- Mesleki eğitim kursları giderleri
15- GAP’a aktarılan ve bir daha iade edilmeyen giderler
16- İŞKUR Belgeli İşçi Çalıştırma Giderleri
17- Kadın Prim Desteği
18- Genç Prim Desteği
19- Fon yönetimi giderleri
20- Personel Hizmet içi eğitim giderleri
21- Fonun Hazineye Aktarım giderleri
22- Kurum Bilgisayar/Yazılım-Donanım giderleri
23- SOMA, Ermenek/Eynez…  katliamına ilişkin giderler
24- Kurum mahkeme ve harç giderleri
25- Geçici 9. Madde = işverene iade maddesi



3 Şubat 2017 Cuma

Engelli Yurttaşlar Üniversite Okuyor



Eğitim "modern dünyada" sadece eğitim değildir. Eğitim düzeyiniz yaşamınızda karşılaşacağınız zorlukları ve kolaylıkları belirleyen önemli bir faktördür. Engelli yurttaşlar için ise bu yol "hiç yoktan çoktan seçmeli" engellerle doludur. Sadece Türkiye'de değil dünyanın birçok yerinde, sistematik ayrımcılığa maruz kalan bir nüfus kesimi de engellilerdir. En temel haklarına erişimleri engellenen "yurttaşlar" olarak, "engellilerin azmi" haber konusu olmaktadır. "Övmek amacıyla" yapılan haberler bile bir tür ayrımcı ve dışlayıcı söylemi yeniden üretebilmektedir. Emek piyasasında engellilere ilişkin tartışmalar sosyal devlet yaklaşımının çok uzağında kalabilmektedir. Aslında "iyi" uygulamalar olan "kota" ve "korumalı işyerleri" gibi, uygulanan politikalar engelli işgücü arzının yaşamsal sorunlarına çözüm sunamamaktadır. 

Soruna bütüncül yaklaşılamaması başlı başına bir sorundur. Sadece eğitim veya sadece emek talebi cihetleriyle ele alınan yaklaşımların eksik kaldığı, son yıllarda tüm "denemelerin sonuçlarıyla ortadadır." Binlerce engelli sosyal yaşamın sunduğu engelleri aşmak amacıyla eğitim yolunu sonuna kadar zorlamaktadır. 2015-16 eğitim-öğretim yılı YÖK verilerine göre 13.525 Engelli üniversitelerde eğitim görmüştür. Bu yönüyle görece nitelikli bir işgücü arzı çabası takdire şayandır. 129 farklı üniversitede, % 36'sı kadın, 13.525 Engelli, 77 ilde üniversite okumaya çalışıyor. 

  Tablo 1: Üniversite Türüne Göre Engelli Üniversiteliler  

Üniversite öğrencisi engellilerin engel grupları içerisinde fiziksel (%40) ve görme (%29) engelliler çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu iki gruptaki engellilerin diğer engelli gruplarına göre daha fazla üniversite eğitim düzeyine erişiminin nedenleri, öncelikle toplam engelliler içerisindeki ağırlıklarının fazla olmasıdır. Diğer önemli bir faktör de bu iki engel grubundaki engellilerin "birisinin günlük yaşamsal desteğine ihtiyaç duyma oranının" diğer engel gruplarına göre daha düşük düzeyde olmasıdır.

   Tablo 2: Engel Türüne Göre Engelli Üniversiteliler  

Engelli üniversitelilerin önemli bir oranda Anadolu Üniversitesi'nin programlarına (% 48) devam ettiği ifade edilebilir. Bu "tercihte de" önemli faktör erişim başta olmak üzere tüm yaşam koşullarının zorluklarıdır. Anadolu'yu % 6 ile Ondokuz Mayıs, % 5 ile İstanbul, % 4 ile Cumhuriyet Üniversitesi takip etmektedir.  

Kamu sektöründe engelli emeğine açık, 657 sayılı DMK gereği doldurulması gereken ama doldurulmayan kontenjan, 20 bin kişinin üzerindedir.  Devlet Personel Başkanlığının verilerine göre toplam çalışan engelli kamu emekçisi sayısı zaten 45.000'nin altındadır. Kamu sektörü dışında 4857 sayılı İş Kanunu gereği özel sektördeki açık kontenjan ise İŞKUR verilerine göre yine 20 bin kişinin üzerindedir. Sorunun kontenjan ayırmakla çözülemediği, İŞKUR verilerine göre bu açık kontenjana rağmen kayıtlı olan engelli işşizlerin sayısının 100 bin sınırına yaklaşması da göstermektedir. Engellilerin çalışma hayatındaki genel durumu ve sorunları; emek piyasasına dahil olamama, dahil olduktan sonra iş bulamama, iş bulduktan sonra iş yaşamına erişim ve adaptasyon sorunlarını aşamama şeklinde özetlenebilir. Emek piyasasına dahil olmaları neredeyse doğum öncesinden başlayan sistematik bir sağlık ve eğitim politikasıyla mümkün olabilir. Ancak bu sağlık ve eğitim yaklaşımı sadece engelliye yönelik değil engelliyle iletişim halindeki her yurttaşın yaklaşımını da olumlayıcı bir politika olmalıdır. 

1 Şubat 2017 Çarşamba

Türkiye'de Nüfusu Azalan İller Var…Bazılarının Kafası Büyü-k...

2016 Yılında Nüfusu Azalan İller Var…

Nüfus istatistikleri bir ülkede yaşayanların durumlarına ilişkin önemli veriler sunmaktadır. Örneğin son bir yılda Türkiye'de artan işsiz sayısı (Ekim Dönemi 500 bin) AB üyesi iki ülkenin toplam nüfusu kadardır. Dramatik olan durum, bu iki ülkenin (Malta ve Lüxemburg) "ne kadar olası olduğu ayrı bir tartışma olan olası bir AB üyeliği durumunda" Türkiye'nin üyeliğini veto yetkisi bulunmaktadır. 
Türkiye İstatistik Kurumu dün Türkiye’nin 2016 yılı nüfusunu 79.814.871 kişi olarak açıkladı.  Bir önceki yıla göre 1 milyon 73 bin 818 kişi artan toplam nüfusun %50,2’sini erkekler, %49,8’ini ise kadınlar oluşturuyor. Nüfus artış hızı önceki yıla göre artarak binde 13,5 oldu. Yani nüfus açısından Almanya ile nicel eşdeğer bir ülke Türkiye... Birçok nedenle nüfus istatistikleri ayrıntılı incelenmeye değerdir.

Türkiye'de nüfusun Temel niteliklerine bakıldığında ise;

  • 2016 Yılında 70 ilde nüfus artarken 11 ilde önceki yıla göre Nüfus azalmıştır. Şırnak, Hakkari ve Tunceli'de nüfus artış hızı sırasıyla - %0 13,-40,-%46, şeklinde açıklanmıştır. Hakkari'nin nüfusu 10.962 kişi, Şırnağın Nüfusu ise 6.396 kişi azalmıştır.

   

 Nüfusu Azalan İller, 2016 
 

2       
  • Nüfusun % 18,5’i (14.804.116) İstanbul’da yaşıyor.  Bu yönüyle AB 28'de 20 ülkeden daha büyüktür İstanbul.
  • Nüfusu 1 Milyonun üzerinde 21 il bulunmaktadır. Nüfusun % 68’inin yaşadığı bu iller; İstanbul , Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Konya, Antep, Urfa, Kocaeli, Mersin, Diyarbakır, Hatay, Manisa, Kayseri, Samsun, Balıkesir, Maraş, Van, Aydın, Denizli’dir. 
  • Nüfusu 200.000 altında olan 9 il var; Iğdır, Bartın, Çankırı, Gümüşhane, Artvin, Kilis, Ardahan, Bayburt ve en küçük il Tunceli. 
  • Türkiye nüfusunun ortanca yaşı önceki yıla göre artarak 31,4’e yükseldi. 
  • Çalışma çağındaki nüfus bir önceki yıla göre %1,6 arttı (% 68 bu aralıkta)
  • Çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı ise %23,7’ye gerilerken, 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı da %8,3’e yükseldi.

 Nüfus piramidi, 2016,  Kadınlar daha çok yaşıyor, yaşasın...
  • Türkiye’de kilometrekareye düşen kişi sayışı önceki yıla göre 2 kişi arttı ve 104 kişi oldu. İstanbul’da 2.849 olan bu sayı Tunceli’de 11 kişi. Yüzölçümü bakımından ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu 56, en küçük yüzölçümüne sahip Yalova’nın nüfus yoğunluğu ise 285 olarak gerçekleşti.
Nüfus verileri sadece nüfus artan-azalan il, yoğunluklar, kentsel-kırsal ayırımı nedeniyle önemli değildir. Aynı zamanda ülke ile ilgili "kişi başına düşen...." diye başlayan tüm verilerde toplam nüfus önemli... Hepsi kalkınmış ya da geri kalmış ülke göstergesi olarak sunulabilecek aşağıdaki   "kişi başına düşen..." listesini, dünyanın yarısına eşit serveti olan 8 kişiye armağan ediyorum. "Onların kafaları çok büyük", sağlık durumu dünyada kişi başına düşen dağılımı etkiliyor.

Kişi başına düşen...
  1. doktor/asker/öğretmen/vergi müfettişi/peyzajcı sayısı
  2. gelir miktarı
  3. üretim/tüketim miktarı
  4. kitap sayısı
  5. savaş uçağı sayısı
  6. otomobil sayısı
  7. karbonmonoksit oranı
  8. ...
  9. ...





Öne Çıkan Yayın

DEM PARTİ MÜŞAHİDİ OL!

  İYİ BİR MÜŞAHİT NE YAPSA DAHA İYİ OLUR   İyi bir müşahit “müşahede altında olan ülkenin” tarihi seçiminde görev alacak sandık kurulu üyesi...