18 Ağustos 2017 Cuma

Ayın aranan elemanı “niteliksiz eleman” Geç Gelen İŞKUR İstatistikleri*

OHAL ilan edildiğinden bu yana İŞKUR “aylık” istatistiklerini biriktirip 6 ayda bir yayınlıyor. 2016 yılı Temmuz-Aralık ayları arası İstatistik bültenlerini Ocak 2017 bülteni ile birlikte yayınladıktan sonra bu yılın tüm aylık bültenlerini de Temmuz 2017 yılı bülteni ile yayınladı. Temmuz 2017 bülteninde “Bir sonraki İstatistik Bülteni 14 Eylül 2017 tarihinde yayınlanacaktır.” ibaresi yayınlanmış olsa da önceki aylarda bu minvaldeki açıklama doğru olmamıştır. Ocak 2017 bülteninde 14 Mart’ta açıklanacak denilen bülten 14 Temmuz’da açıklanmıştır. Bültenlerin neden açıklanmadığı veya neden önceden kararlaştırılan tarihlerde açıklanmadığı kurumun kamuoyuna duyurması gereken bir konudur. Ancak “toplu yayınlanan aylık bültenlerde” açıklanması gereken tek konu bu gibi görünmemektedir. Sabrınıza sığınarak biraz uzunca bir yazı halini almıştır.

1.       Gariplik: İşsiz başvuruları yükselirken kayıtlı işsiz sayısı nasıl azalır?

İşsiz başvurularına rağmen kayıtlı işsiz sayılarında bazı aylarda azalış bulunmaktadır. Şayet kayıtlı işsiz kalma süresi değiştirilmişse bu durum ilgili tabloların altına işlenmelidir. Aksi takdirde doğru kıyas yapma imkanı kalmayacaktır. Mayıs ayı içerisinde Başvurular devam etmesine ve işe yerleştirme sayısı önceki aylara yakın olmasına rağmen Mayıs Ayında kayıtlı işsiz sayısı neden 120.138 kişilik bir azalış göstermiştir.

İşsiz Başvurusu
İşsiz Başvurusunda 
 Önceki Aya Göre Artış
Kayıtlı İşsiz Sayısı
Kayıtlı İşsiz Sayısı Değişimi
OCAK
162.905

2.496.527

ŞUBAT
387.163
224.258
2.523.535
27.008
MART
669.708
282.545
2.523.979
444
NİSAN
818.768
149.060
2.561.529
37.550
MAYIS
931.777
113.009
2.441.391
-120.138
HAZİRAN
1.099.604
167.827
2.491.039
49.648
TEMMUZ
1.286.798
187.194
2.586.446
95.407
Kaynak: İŞKUR İstatistik Bültenleri

2.       Gariplik: Açık iş karşılama oranı sürekli azalıyor.

İŞKUR’dan işverenlerin işgücü talebi olarak ifade edilebilecek “açık işlerin” İŞKUR tarafından karşılanma oranı 2017 yılı içerisinde sürekli azalış göstermiştir. Bu yönüyle İŞKUR’a Ocak ayı içerisinde gelen her 100 açık için 57,4’ü karşılanabilirken Temmuz ayı sonunda bu oran 39’a düşmüştür. Yani İŞKUR’dan talep edilen 100 açık işin 61’i karşılanamamıştır.

AÇIK İŞLER
Önceki Aya 
Göre Değişim
İŞE 
 YERLEŞTİRME
Önceki Aya
 Göre Değişim
İşe Yerleştirme
 / Açık İş
OCAK
160.927

92.425

57,4%
ŞUBAT
319.928
159.001
163.819
71.394
51,2%
MART
576.519
256.591
253.450
89.631
44,0%
NİSAN
803.643
227.124
332.360
78.910
41,4%
MAYIS
1.081.833
278.190
438.249
105.889
40,5%
HAZİRAN
1.395.485
313.652
546.595
108.346
39,2%
TEMMUZ
1.643.019
247.534
643.093
96.498
39,1%
Kaynak: İŞKUR İstatistik Bültenleri

3.       Gariplik: Eğitim düzeyi yükseldikçe İŞKUR’da iş bekleme süresi artıyor.

İŞKUR’a kayıtlı yüksek lisans ve doktora mezunlarının içerisinde bir yıldan fazla süredir iş bekleyenlerin oranı (% 26) iken okuryazar olmayanlarda ve bir okuryazar olsa dahi bir mezuniyeti olmayanlarda bu oranlar sırasıyla % 13 ve % 18’dir. İŞKUR’da kayıtlı işsizlerin % 24’ü bir yıldan fazla süredir İŞKUR’dan iş beklemektedir. Bir yanda “nitelikli eleman bulunamıyor” değerlendirmeleri öte yandan bu tablo eğitim ve istihdam arasındaki uyumsuzluğu gösterirken “nitelikten” kastın ne olduğunu da netleştiriyor. İşverenler için en büyük nitelik “düşük ücret talep edilmesi” olabilir mi?


İş Bekleme Süreleri
Kayıtlı İşsiz

6 Aydan Az
6 Ay-1 Yıl
1 Yıldan Çok
Toplam
Sayı
Oran
TOPLAM
44%
32%
24%
100%
2.586.446
100%
Okur Yazar Olmayan
52%
35%
13%
100%
87.903
3%
Okur Yazar
50%
33%
18%
100%
100.647
4%
İlköğretim
44%
32%
25%
100%
1.107.279
43%
Ortaöğretim (Lise ve Dengi)
47%
30%
23%
100%
694.734
27%
Önlisans
38%
34%
28%
100%
259.639
10%
Lisans
40%
33%
27%
100%
323.174
12%
Yüksek Lisans ve Doktora
38%
36%
26%
100%
13.070
1%
Kaynak: İŞKUR İstatistik Bültenleri

4.       Gariplik: Nitelik gerektirmeyen mesleklerde işe yerleştirme oranı yüksek!

3. garipliği destekleyen bir gariplik; İŞKUR işe yerleştirmelerinde nitelik gerektirmeyen mesleklerde işe yerleştirme oranının toplam işe yerleştirmeler içerisinde çok yüksek bir oranda olmasıdır. Bazı dönemlerde görüleceği üzere işe yerleştirilen her iki kişiden birinin her hangi bir nitelik gerektirmeyen bir işte, işe yerleşiyor olması gariptir. Bir yanda milli eğitim kapsamında verilen mesleki eğitim öte yandan İŞKUR’un yüksek bütçeli mesleki eğitim kurslarına rağmen “bir işe yerleşe bilen” her iki kişiden birinin nitelik gerektirmeyen bir işe yerleşmesi, tartışılması gereken bir başlıktır. 2017 yılı içerisinde İŞKUR’ca işe yerleştirilen her 100 kişinin sadece 55’i nitelik gerektiren bir işe yerleşmiştir.

Nitelik Gerektirmeyen Mesleklerde İşe Yerleştirme
Toplam işe Yerleştirme
Niteliksiz İşe Yerleştirme Oranı
OCAK
44.392
92.425
48%
ŞUBAT
37.457
71.553
52%
MART
44.597
89.826
50%
NİSAN
37.177
79.004
47%
MAYIS
49.897
106.068
47%
HAZİRAN
43.731
108.492
40%
TEMMUZ
35.457
96.698
37%
TOPLAM
292.708
644.066
45%
Kaynak: İŞKUR İstatistik Bültenleri

5.       Gariplik: Aylık istatistik bülteni tabloları birbiriyle uyumlu değil.

Yukarıda, 2. Gariplikte belirtilen işe yerleştirme sayısı ile 4. Gariplikte belirtilen işe yerleştirme sayısının farklı olması başka bir garipliktir. Aynı kurum tarafından, aynı dönemler için ve aynı anda yayınlanan işe yerleştirme sayılarının aynı olması gerekirken Aylık istatistik Bülteninin 3. Tablosu ile 7. Tablosunda belirtilen işe yerleştirme sayıları aynı değildir. 3. Tabloya göre İŞKUR 2017 yılı içerisinde 643.093 kişi işe yerleştirme yapmışken 7. Tabloya göre 644.066 kişi işe yerleştirmiştir. Aradaki 973 kişilik fark gariptir. Yine aynı şekilde 3. Tabloya göre 1.643.019 olan açık iş sayısı 7. Tabloya göre 1.526.979’dur. Aynı veri için 116.040 farkın olması garip değil midir?

6.       Gariplik: Ayın En Çok Aranılan Elemanı “Niteliksiz Eleman”

Genellikle işveren kesiminin daha çok teşvik almak amacıyla gündemde tutmaya çalıştığı “nitelikli eleman sıkıntısı” İŞKUR istatistiklerine tam tersi yönde yansımaktadır. İşverenlerin 2017 yılı içerisinde talep ettikleri her 100 açık işin ortalama 40’ı için nitelik gerektirmeyen eleman aradığı görülmektedir.


Nitelik Gerektirmeyen Mesleklerde Açık İş
Toplam Açık İş
Niteliksiz Eleman Arama Oranı
Ocak
66.214
160.927
41%
Şubat
63.552
156.448
41%
Mart
96.171
247.474
39%
Nisan
87.378
214.375
41%
Mayıs
106.132
259.980
41%
Haziran
95.438
241.158
40%
Temmuz
92.976
246.617
38%
Toplam
607.861
1.526.979
40%
Kaynak: İŞKUR İstatistik Bültenleri

7.       Gariplik: Toplum Yararına Programların (TYP) İstatistikleri neden eksik yayınlanıyor?

Özellikle seçim ve referandum yıllarında İŞKUR toplam harcamalarının yarısından fazlasını oluşturan bir uygulama (Kurs değil, işe yerleştirme de değil) olan Toplum yararına programların ne kadar toplum yararına olduğu ayrı bir tartışmayı hak etmektedir. Ancak aşağıdaki tabloda da görüleceği üzere 2017 yılında açılan 3.616 programın % 80 referandumdan önceki ay ve referandum ayında açılmıştır. Bu programların hangi bölge ve illerde açıldığı ve hangi belediyelere açtırıldığı kamuoyu bilgisine sunulmalıdır.

Bu uygulamanın herhangi mesleki nitelik kazandırmadığı ve reel üretim anlamındaki katma değerinin de tartışmaya açık olduğu bilinmelidir. Genel olarak TYP uygulamasının bu gariplikleri dışında yine aşağıdaki tabloda görüleceği üzere Ocak-Mart programlarının kümülatif toplamları uyumlu iken (Yani 4+1=5, ve 4+1+2.042= 2.047) Nisan ayında eklenen 844 programa rağmen kümülatif program sayısı 2.891 değil 2.446’dır. Aradaki fark gariptir. Nisan ayında bu kadar iptal edilen programın olması tesadüf değildir. İptal edilen programların il ve bölge dağılımının açıklanması bu garipliği biraz azaltabilir. TYP programı ile ilgili garipliklerden bir tanesi de iptal edilenlerde dahil açılan programlardan açıklanan katılımcı sayısından çok daha fazla kümülatif katılımcı sayısının olmasıdır. 133.619 olması gereken sayı 171.193’e kadar çıkmıştır. Aradaki farkın açıklanması elzemdir.




Program Sayısı****
Katılımcı Sayısı****
Program Sayısı**
Katılımcı Sayısı**
Erkek
Kadın
Toplam
Erkek
Kadın
Toplam

Aylık Veri
Ay Sonu İtibariyle Kümülatif Veri
Ocak
4
752
722
1.474




Şubat
1
295
342
637
5
1.183
1.283
2.466
Mart
2.042
26.654
29.200
55.854
2.047
27.917
30.651
58.568
Nisan
844
18.353
20.305
38.658
2.446
57.026
64.449
121.475
Mayıs
212
9.472
6.015
15.487
2.602
70.883
74.922
145.805
Haziran
456
10.607
5.773
16.380
3.041
82.465
81.200
163.665
Temmuz
57
3.041
2.088
5.129
3.094
86.969
84.224
171.193
Toplam
3.616
69.174
64.445
133.619






Sonuç olarak İŞKUR 7 aydır beklettiği aylık istatistik bültenlerini nihayet yayınlamıştır. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi bu gecikmeli açıklamalar, verilere olan güveni zedeleyebilir. İŞKUR gibi işsizlik konusunun temel aktörlerinden biri olması gereken kurumların verileri daha sistematik, ayrıntılı ve güvenilir bir şekilde kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. 

Yukarıda ifade edilen garipliklerin bazıları yapısal olmakla birlikte bazıları da OHAL ile ortaya çıkmıştır. 310 İŞKUR emekçisini hukuka aykırı bir şekilde ihraç ettiren İŞKUR’da da sürekli “nitelikli eleman ihtiyacı” vurgusu yapılmaktaydı. Ancak ortaya çıkan gerçek hem Türkiye geneli için hem de İŞKUR için özetle şudur: Sorun nitelikli insan gücünün “yokluğundan” değildir. 

Nitelikli insan gücünü kanalize edebilecek vizyon ve strateji yetersizliklerindendir. Başka bir yazının konusu olarak İŞKUR’un “ol(a)mayan” stratejik planı ve ulusal “istihdam(sızlık)” stratejisi en temel sorunların kaynağıdır. İŞKUR’da yönetici olanların % 93’ünün İŞKUR’daki kıdemi bir yılın altındadır. Ne işi, ne de İŞKUR’u bilmeyenler İŞKUR’u ve işçinin emeği olan “işsizlik sigortası fonunu” yönetmektedir. 

*Bu yazı sendika.org adresinde 17.08.2017 tarihinde yayınlanmıştır. 
Sendika Org'taki tüm yazılarıma ulaşmak için TIKLAYINIZ LÜTFEN

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Milli İstihdam Seferberliği Kayıtdışı İstihdamı mı Arttırıyor!*

Türkiye’de siyasal iktidarın iç ve dış politikadaki irrasyonel yönelimlerinin faturası emekçilere kesilmektedir. Bir yanda yandaş sendikaların desteği ile reel zam alma ve gerçek sendikal mücadele engellenirken öte yanda OHAL fırsatçılığı sayesinde emekçilerin grev gibi temel hakları dahi kısıtlanmaktadır. TÜİK Mayıs dönemi verilerine göre kamu alanında çalışan sayısı azalırken işsiz sayısı 372.000 kişi daha arttı. Böyle olumsuz bir süreçte Çalış(tır)ma Bakanlığı’nın “öncülüğünde” 2017 yılı başında Milli İstihdam Seferberliği (MİS) adı altında işsizlik sigortası fonunun işverenlere verilmesinin önü açılmıştı.  

Genellikle iddia edildiği gibi “işsizliği azaltmak amacıyla” başlatılan MİS’e rağmen bir yılını dolduran OHAL’de işsizlik tüm dönemlerde artış gösterdi. Hatta bu süreçte Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsiz sayısına ulaşıldı. OHAL sürecinde İŞKUR, SGK gibi kurumlar resmi bültenlerini ya açıklamadılar ya da geç açıkladılar. Önceki Çalış(tır)ma Bakanı döneminde MİS kapsamında “bir milyondan fazla”[1] istihdam sağladıklarını iddia eden Bakan ve Kurumlar (ÇSGB, İŞKUR, SGK) bu veriyi herhangi bir resmi istatistik ile kamuoyuna sunamadılar. İŞKUR’un 7 ay gecikmeyle açıkladığı aylık istatistik bültenine göre 2017 yılı içerisinde Türkiye genelinde Bakan beyin iddia ettiği gibi bir milyon kişi değil 643.093 kişi işe yerleştirilmiştir. Bu sayıya mükerrer yerleştirmeler de dahildir. TÜİK ve SGK verilerine göre de istihdam artışı hiçbir dönem bir milyonu geçmemiştir.  

OHAL ve daha sonra MİS döneminde istihdam artışının iddia edildiği gibi “sosyal güvenceli olacak şekilde yapıldığı” her hangi bir veri ile desteklenememektedir. Hatta tam tersi yönde TÜİK’in açıkladığı en güncel veriye göre son bir yıl içerisinde ve MİS’in uygulandığı 2017 yılında istihdam artışı daha çok kayıtdışı alanda olmaktadır. Son 3 yılın verilerinin gösterildiği aşağıdaki grafikte görüleceği üzere OHAL ve MİS uygulaması döneminde temel eğilimlerden biri, istihdam artışı içerisinde kayıtdışılık oranının önemli boyutta olmasıdır. 2015 yılında kayıt dışı istihdam azalış (toplam istihdam artışının % 19’u kadar) göstermiştir. Ancak 2016 yılında OHAL döneminde dramatik bir artış gösteren kayıtdışı istihdam artışı Aralık 2016 döneminde % 105 gerçekleşmiştir, yani kayıtdışı işe yerleşen sayısı kayıt içi işe yerleşen sayısını geçmiştir. Aynı düzeyde olmasa da istihdam artışında kayıtdışılığın arttığı görülmektedir. TÜİK verilerine göre en son veri olan Mayıs döneminde her 100 istihdamın 53’ü kayıtdışı alanda gerçekleşmiştir.


Milli İstihdam Seferberliği hala uygulanmaktadır. Bu kapsamda kaç kişinin işe yerleştirildiği ve bu uygulamanın işsizler için oluşturulan işsizlik fonuna maliyetinin ne olduğu kamuoyuna sunulmamıştır. Dolaylı verilerden bazı değerlendirmeler yapılabilir ancak resmi bir bültenle bu uygulamanın maliyeti kamuoyuna duyurulmalıdır. Fonun reel olarak azaldığı, efektif yönetilmediği “işsizlik sigortası bülteni Temmuz 2017 sayısından alınan” aşağıdaki görselde gösterilmiştir. Buna göre 2016 yılı itibariyle fonun getirisi Yurtiçi ÜFE oranının dahi altında kalmaktadır. Son bir yıl içerisinde yani OHAL ve MİS uygulaması döneminde aradaki makas daha da açılmış ve fonda reel azalış hızlanmıştır. Dolar bazında tutarı, son bir yıldaki döviz kuru eğilimi nedeniyle azalış yönünde olan işsizlik sigortası fonunun işsizlik ödeneği dışında kullanılma alanlarının seçim ve referandum dönemlerinde yaygınlaşması nedeniyle de azaldığı ifade edilebilir.   

Bir yandan MİS adı altında Milyar TL’lere varan fon miktarı kullanılmakta öte yanda istihdam artışının çoğunluğu kayıtdışı alanlarda gerçekleşmektedir. Bunlar gerçekleşirken işsizlik fonunun işsizlik ödeneği dışındaki kullanım alanları çoğaltılmaktadır. Temmuz 2017 dönemi Fon Bülteni’nde fon giderlerinin % 41’i “Diğer Giderler” adı altında gösterilmiş olup bu diğerlerin ne olduğu açıklanmamıştır. Diğer adı altında % 41 gösterilemez.

SGK’nin Mayıs Ayı Sigortalı istatistikleri de bu duruma ilişkin bazı ipuçları sunmaktadır. Aşağıdaki tabloda gösterildiği üzere MİS uygulamasının etkisi “Çırak” şeklindeki sigortalıların neredeyse tümünün “Stajyer ve Kursiyer” statüsüne dönüştürülmesinden ibarettir. Bu şekilde işverenlere işsizlik fonundan daha çok ödeme yapılabilmektedir. Ayrıca 2016 Aralık ayındaki zorunlu sigortalı sayısındaki düşüş ile yukarıda TÜİK Aralık verisinin uyumlu olduğu da görülmelidir. Kesinlikle geçici, güvencesiz ve işsizlik sigortası fonu kullanılarak işverenlere ucuz işgücü olarak sunulan stajyer ve kursiyerlerin yeni net sayısı (832.000) hariç tutulduğunda aktif sigortalı sayısının azaldığı ifade edilebilir.


MİS ile ilgili olarak aşağıdaki sorular hala yanıt beklemektedir?

  • 2017 yılı içerisinde kaç kişi bu program kapsamında işe yerleştirilmiştir ve bu işe yerleştirmelerin işsizlik sigortası fonuna net mali yükü nedir?

  • Bu kapsamda işe yerleştirilenler İŞKUR aracılığıyla işe yerleştiriliyorsa İŞKUR’un 7 ay gecikmeyle de olsa resmi bültenle açıkladığı sayı ile önceki Bakanın açıkladığı sayı arasındaki 400 bin fark nedir?

  • MİS kapsamında “bir milyon” işe yerleştirme yapıldıysa SGK ve TÜİK verileri neden bu veriyi desteklemiyor. SGK’li olmayacak şekilde MİS kapsamında istihdam yapılmakta mıdır? Stajyer ve Kursiyerler istihdamda sayılıyorsa teşvik süresi dolan kaç stajyer  ve kursiyer işine devam etmektedir?

  • SGK Ocak-Şubat-Mart 2017 Sigortalı İstatistiklerini neden yayımlamamaktadır?
 Sonuç olarak içinden geçilen OHAL dönemi emekçilere yönelik birçok reel saldırıya imkan sunmaktadır. 2019 seçimlerinin tartışılmaya başlandığı bugünlerde emek açısından 2018 yılının da birçok zorlukla geçeceği öngörülmelidir. Bütçe açıkları, çift haneli enflasyon ve işsizlik olan bir ekonomide ücretlerin reel artışını engellemek için birçok politika uygulanırken çalışma koşulları geriletilmekte, kazanılmış haklar tartışmaya açılmaktadır. “İşsizler, ataması yapılmayanlar, ihraçlar” reel üretim alanlarından uzaklaştırılırken milyonları aşan sayıda yurttaş reel olarak mağdur olmaktadır. Seçimler üzerine bir tartışma başlatılacaksa bu milyonların hanelerinden sokaklarına doğru başlatılmalıdır. MİS göstermektedir ki ne kadar fon harcanırsa harcansın emekçilerin sofrası küçülmektedir. “İşsizler, ataması yapılmayanlar, ihraçlar ve bu “ortak grubun” ailelerinden oluşan milyonlar reel bir yaşam için mührü unutulmamış reel bir seçime çalışmaya başlamalıdır.


* Bu yazı 16.08.2017 Tarihinde Bianet'te yayımlanmıştır. 

3 Ağustos 2017 Perşembe

MEMUR-SEN REEL ZAM TALEP ETMİYOR!*


2017 yılı kamu alanında hem işçiler hem de memurlar için toplu iş sözleşmesi (TİS) yılıdır. OHAL koşullarında grevlerin engellendiği, işsizlik ve enflasyonun duble haneli gerçekleştiği, bütçe açıklarının yaşandığı bu olumsuz ekonomik tablo içerisinde yıllardır reel zam alamayan kamu emekçileri 1 Ağustos itibariyle TİS “görüşmelerini” takip edecekler. 2001 yılında “50 bin” üyesi olan Memur-Sen Konfederasyonu, 2017 yılı TİS görüşmelerine bir milyona varan üye sayısıyla tüm iş kollarında “y-etkili sendika” olarak görüşmelere katılacak. Ancak 2014 yılı için öngörülmeyen enflasyon farkı alımı da dahil edilince kamu emekçilerinin 2010 yılından bu yana reel zam almadıkları görülmektedir.
“Memurların enflasyon farkı alması reel zam almamanın ispatlanması anlamına gelmektedir.” Çünkü bu uygulama gerçekleşen zammın enflasyon oranı altında gerçekleştiğini gösterir. 2014 yılında bu bile alınmamıştır. Memur-Sen Konfederasyonun 2017 yılı zammı için önerdiği teklifin tüm alternatifleri iki yıllık kümülatif enflasyon % 15 ve üzeri olması durumunda reel olarak zam alınmaması anlamına gelmektedir. An itibariyle enflasyonun yıllık iki haneli gerçekleşeceği kesinleşmiş gibidir. Döviz kurunda oynaklığın devam etmesi ve OHAL koşullarının ekonomiyi olumsuz etkilemesi durumunda bu oranın daha da yükselebileceği öngörülmelidir.  
Memur-Sen’in sunduğu teklifte zam oranları ve gerçekleşecek kümülatif zam miktarı doğru yöntemle hesaplanmamıştır. Enflasyon ve vergi dilimi etkileri nedeniyle oluşabilecek kayıplar göz ardı edilse dahi Memur-Sen’in ilgili açıklamasında ifade ettiği 2 yıllık kümülatif zam açıklaması yanıltıcıdır. Zam oranı;  ortalama aylık ve ortalama artış üzerinden değerlendirilmelidir. Memur-Sen’in kendi teklifine göre de aşağıdaki tabloda gösterildiği üzere ortalama zam % 15 ve altındadır. Sadece 2017 enflasyonunun % 10 üzerinde olduğu ve önerilen teklifin reel zam öngörmediği ifade edilebilir. 


Memur-Sen’in en düşük memur maaşı olarak öngördüğü bekar bir hizmetli (13. Derece) maaşı olan 2.405 TL’ye 2018’in ilk 6 Ayı için öngördüğü % 10 ve 2. Dönemi için öngördüğü % 6’lık artışlar uygulandığında Aylık ortalama maaş 2.405 TL’den 2.725 TL’ye çıkmış olacaktır. Ortalama zam ise aylık 320 TL olup yıllık ortalama zam oranı yukarıdaki tablola da görüleceği üzere % 13 şeklinde gerçekleşecektir. Aynı şekilde 2019 yılı için ilk 6 ayı için öngörülen % 10 ve 2. Dönemi için öngörülen % 8’lik artışlar uygulandığında ortalama maaş 3.117 TL’ye ve Ortalama Zam 392 TL’ye çıkmış olacaktır. 2018 ve 2019 yılları için zam oranı sırasıyla % 13 ve 14 olarak teklif edilmiştir.
Buradan hareketle söz konusu hizmetli kamu emekçisi 24 ay için  (12X2.725)+(12X3.117) maaş alacaktır. Yani 24 ay için toplamda 70.105 TL alacak olup ortalama aylığı 2.921 TL olacaktır. Yani Memur-Sen’in öngördüğü ortalama zam oranı ifade edildiği gibi % 38 ve üzerinde bir zam oranı değildir. Ortalama iki yıl için % 21 cari artış (ortalama 516 TL) öngörülmüştür. Yıllık ortalama enflasyon oranının % 11 ve üzerinde gerçekleşmesi durumunda (an itibariyle gerçekleşen enflasyon bu yöndedir) Memur-Sen’in 7 yıldır yaptığı gibi reel zam teklif etmediği görülecektir.
Kamuda ihraçlar nedeniyle iş güvencesinin kaldırıldığı, OHAL-KHK baskıları nedeniyle mobingin arttığı bir dönemde sadece maddi maaş hesapları üzerinden bir TİS mantığıyla hareket etmek rasyonel değildir. Ancak bu konuda da ilgili kamuoyunun doğru yönlendirilmesi gerekmektedir. Binlerce üyesi ihraç edilen Memur-Sen bu konu hakkında herhangi bir TİS talebi dillendirmemiştir. Memurlar yıllardır enflasyon farkını hem de dönem sonunda alarak zaten reel zam almamıştır. Sadece enflasyon karşısından eriyerek değil döviz kuru etkisiyle de memurların satın alma gücü azalmıştır. 2.404 TL maaşın  OHAL dönemindeki dolar bazında görünümü aşağıda gösterilmiştir. Görünen eğilim tüm ücret düzeyleri için geçerlidir. OHAL etkisiyle reel ücretler azalmıştır.


Sonuç olarak kamu emekçilerinin 2020 yılına kadar alacakları zammın belirleneceği TİS görüşmeleri bu hafta “y-etkili” sendikanın teklifiyle kadük başlamıştır. Hem sunulan zam teklifi hem de enflasyon-kur etkisiyle memurların reel olarak daha yoksullaşacağı bir döneme girildiği ifade edilebilir. Gerçek toplu sözleşme yapmanın koşulları için 4688 sayılı kanunun değişmesi ve grevli toplu sözleşmenin önünün açılması gerekmektedir. Bu ön açma işlemi sadece bir yasama faaliyetiyle değil kamu emekçilerinin siyasal-sendikal tercihleri ile olacaktır. 
*Bu yazı Bianet'te 31 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanmıştır. 
Not: Yüzbinlerce kadın üyesi bulunan Memursen TİS masasına sadece erkeklerle katılım göstermiştir. KESK'in katılımının hukuksuz bir şekilde engellenmiş olmasının bu boyutu da göz önünde bulundurulmalıdır. 

2 Ağustos 2017 Çarşamba

İHRAÇ DÖNÜŞLERİNİN TAZMİNATI 100 MİLYONU GEÇTİ!

Türkiye tarihinde yaşamadığı ve muhtemel bir daha yaşamayacağı bir hukuk dışılığın içerisinde debelenmektedir. Açıkça hukuka aykırı onbinlerce ihracın şimdiden geri dönüş maliyetleri ve tazminatları 100 Milyonu geçmiş durumdadır. İhraç edildikten sonra çeşitli KHK’lerle işlerine iade edilen yaklaşık 1500 kişiye ödenen tazminat 100 milyonu geçmiştir. OHAL’in kalkması durumunda veya OHAL Komisyonu aşaması geçildiğinde mahkeme (idare, anayasa, AİHM) aşamalarında, çoğunlukla olağan hukuka aykırı olan bu ihraçların tazminat giderleri tüm toplumun ödediği vergilerle ödenecektir. Birçok başlıkta olduğu gibi siyasal iktidarın irrasyonel siyasetinin maliyetini toplum ödeyecektir. Sürecin 2 yılı aşması durumunda on milyarlarca tazminatın topluma yük olma olasılığı yüksektir. 
İhraçların geri dönüş süreçleri uzadıkça ortaya çıkan açık zarar ve ödenmesi gereken tazminat miktarları artmaktadır. Siyasal iktidar tamamen irrasyonel bir şekilde hem yüzbinleri aşan sayıda kamu emekçisini kamu hizmeti üretiminden uzaklaştırarak toplumsal bir zarara neden olmaktadır hem de işe iade durumlarında ödenecek tazminatları topluma yansıtmak durumunda kalınca toplumsal bir maliyete neden olmaktadır. Aşağıdaki tabloda en düşük maaş alan bir ihraç için, mahrum kalınan maaş, sosyal güvenlik ve bileşik faizleri göz önünde bulundurularak hesaplanan farazi değerlendirme, şimdiye kadar yapılan iadeler için gerçekleşen durumdur.  Buna göre sadece tek ihraca işe iade edilmediği her yıl için en az 69 bin lira tazminat ödenecektir. 14 Temmuz’da işe iade edilen 1 Eylül 2016 ihraçlarına daha fazla tazminat ödenmiştir. Bundan sonraki iadelerde de benzer bir durum yaşanacaktır ve bu fatura tüm topluma fatura edilecektir.

HESAPLAMA YÖNTEMİ
TAZMİNAT MİKTARI
Bir Kişi Bir Yıllık Tazminat (Minimumdur)
(5000*12)+(5000*12*15/100)
                      69.000  
100.000 Kişi İçin Bir Yıllık Tazminat
(5000*12)+(5000*12*15/100)*100.000
           6.900.000.000  
100.000 Kişi İçin İki Yıllık Tazminat
(5000*12)+(5000*12*15/100)*100.000*2
         13.800.000.000  
100.000 Kişi İçin Üç Yıllık Tazminat
(5000*12)+(5000*12*15/100)*100.000*3
         20.700.000.000  
…..
 ….
 …

İade ve Tazminatlar Kesin midir?
Olağan hukuka göre “memuriyetten men” gerektirecek herhangi bir fiil, davranış veya suç içerisinde olduğu delillerle sabit olmayan herkes için, evet kesindir. İhraçların % 90’nı bu şekilde herhangi bir suç isnadı veya soruşturma yapılarak yapılmamış görünmektedir. Aşağıda anayasa ve kanunlarda cari olan düzenlemelere yorumsuz bir şekilde bu toplumsal “mali” faturanın büyümemesi için gerekli referanslar gösterilmektedir. Olağan hukuk uygulanmaya başladığında bu iade ve tazminatlar aşağıdaki hükümlere göre toplumsal mali faturanın yüksek olacağına işaret etmektedir.
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; Türkiye bir hukuk devletidir (m.2) ve Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. (m.11). Temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. (m.13) OHAL, Sıkıyönetim ve savaş hali dahi olsa; savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında;
·         kişinin yaşama hakkına,
·         maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz;
·         kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz,
·         ve bunlardan dolayı suçlanamaz;
·         suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;
·         suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
·    Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı işlemler yapılamaz (m.15)
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; kimse, “işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; Ceza sorumluluğu şahsîdir.”(m.38)
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre; Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. (m.40)
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre;”“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.(m.90)”
“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre;” “Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kararnameler bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte, yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer. (m.91)”

“Yürürlükteki” 1982 Anayasaya göre;” “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir. (m.121) ”

HİÇBİR OHAL KHKSİ SÜRESİ İÇERİSİNDE MECLİSE SUNULMAMIŞTIR. ÜLKE "OHAL'DEN GEÇERKEN" MECLİS TATİLE GİRMİŞTİR. 30 gün süresi aşılmayan tek KHK14 temmuz 2017 KHK'sidir. 

iSTER OHAL OLSUN İSTER SIKIYÖNETİM İDARE KEYFİ, İSTİHBARİ, İLTİSAKİ VB. OLAĞAN HUKUK DIŞI FISILTILARLA YÜZBİNLERİN YAŞAMIYLA OYNAYAMAZ. HER TÜRLÜ EYLEM VE İŞLEMİNE KARŞI YARGI YOLUNA GİDİLECEKTİR. BUGÜN GİDİLEMİYORSA YARIN GİDİLECEKTİR. VE İDARE KENDİ EYLEM VE İŞLEMLERİNDEN DOĞAN ZARARI ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR. 


ÇÜNKÜ KAMU EMEKÇİLERİNİN GÜVENCE VE SAVUNMA HAKKI KEYFİ MÜDAHALEYE AÇIK DEĞİLDİR. YARGI DENETİMİNİN DIŞINA OHAL FIRSATÇILIĞI NEDENİYLE ÇIKILMIŞ OLAN BU DURUM OHAL BİTTİĞİNDE SİL BAŞTAN YUKARIDA İFADE EDİLEN FATURAYI KABARTACAKTIR. 
OHALİN UZATILMASININ FATURASI İLE İPTAL EDİLMESİ ARASINDAKİ FATURAYI TOPLUMUN TERCİHLERİ BELİRLEYECEKTİR. 
SON BİR SORU? "ANAYASA YÜRÜRLÜKTE MİDİR?" 
HEP B-ÖYLE Mİ KALACAK?





Öne Çıkan Yayın

DEM PARTİ MÜŞAHİDİ OL!

  İYİ BİR MÜŞAHİT NE YAPSA DAHA İYİ OLUR   İyi bir müşahit “müşahede altında olan ülkenin” tarihi seçiminde görev alacak sandık kurulu üyesi...